Sözlükte, “haberin gerçek olması; gerçeğe uygun haber vermek; doğru söylemek; samimi olmak; sözünde durmak” gibi anlamlara gelen “sıdk” kökünden türeyen sadaka kelimesi, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla ihtiyaç sahiplerine zorunlu veya gönüllü olarak yapılan, maddî-manevî her türlü yardımı ifade eder. Kelime kökü itibarıyla düşünüldüğünde sadaka, kulun Allah’a olan gönülden bağlılığının tezahürlerinden biridir de denilebilir. 

Sadaka zorunlu maddî yardım kısmıyla zekâtı da ihtiva etmekte ve İslâmî literatürde zaman zaman bu anlamda kullanılmaktadır. Gerekli şartları taşıyan kişinin Ramazan ayının sonunda zorunlu olarak verdiği fitreye, fıtır sadakası isminin verilmesi de bunu gösterir. 

Kurban Vekalet

Ancak sadaka, maddî yardımdan ibaret olmadığı gibi, zaman, miktar ve çeşit sınırlandırması da yoktur. Bu sebeple çok daha geniş kapsamlıdır. 

Allah rızası için yapılan ve karşılığı da O’ndan beklenen iyiliklere genel olarak bu isim verilir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (sav), “Dine uygun her güzel iş (ma’ruf) sadakadır.” buyurarak bu hususa işaret etmiştir. Yani herhangi dünyevî bir karşılık beklemeden yaptığımız bütün güzel işler sadakadır ve hayır yolu sayısız olduğu için sadakanın da pek çok çeşidi vardır. 

Müslümanlar ilâhî buyruk gereği hayırlı ve güzel işlerde birbirleriyle yarışırken sadaka şuurunun hayatın her alanına yayılmasını sağlamışlardır. Çünkü İslâm’a göre maddî yardımdan tebessüm etmeye kadar samimi niyetle yapılan bütün ameller bu kapsamda değerlendirilmektedir. 

İmanın tadına varmış, güzel bir iç dünyasına sahip Müslüman, samimi niyeti sayesinde gündelik işlerini bile bir ibadete dönüştürür. Her güne, kendisini uykudan uyandıran ve öldükten sonra yeniden diriltecek olan Rabbine hamd ederek başlar; karşılaştığı herkese tebessümle selam verir; dilinden daima güzel sözler dökülür… Bilir ki, niyet edip de gerçekleştiremediği hayrın bile Allah katında bir değeri ve anlamı vardır. Bu yüzden hayırlı işlerde acele eder; erteleyerek nefsine ve şeytanın tuzaklarına alan açmaz. Sadaka sevabından mahrum kalmamak için karşılaştığı her imkân ve fırsatı bir ganimet bilir.

Kurban Vekalet

Sadaka Çeşitleri

Yukarıda da ifade edildiği üzere, zekât, fitre, fidye ve adak gibi belirli şartlara bağlı olarak yerine getirilen zorunlu maddî yardımlar da sadaka kapsamındadır. Bunların dışında herhangi bir zaman veya miktar sınırlamasına bağlı olmayan ve gönüllü olarak yapılan maddî iyilikler de sadaka olarak değerlendirilir.

Peygamber Efendimiz (sav), “Yarım hurma vermek suretiyle de olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz.” hadîs-i şerîfiyle sadakanın bu çeşidine işaret etmektedir. Bu hadîsin devamında Resûlullah Efendimiz (sav), “O kadarını da bulamayanlar, güzel bir sözle olsun kendilerini korusunlar.” buyurarak güzel sözün bu açıdan taşıdığı değeri ifade buyurmaktadır.

İnsanlara güzel ve tatlı söz söylemek, Cenâb-ı Hakk’ın beğendiği bir davranıştır. Müslümanın sözlerine dikkat edip kelimelerini özenle seçmesinin en temel sebebi budur ki: “Güzel söz sadakadır.” 

Sevgili Peygamberimiz (sav), “Her birinizin her bir eklemi (ve kemiği) için bir sadaka gerekir.” buyurduktan sonra her tesbihin, hamdin, tehlilin, tekbirin ve istiğfarın sadaka olduğunu belirtmektedir. Ayrıca iyiliği tavsiye etmek, kötülükten sakındırmak ve iki kişi arasında adaletle hükmetmek de sadakadır. 

Bineğine (aracına) binmek isteyene yardım etmek, yükünü yüklemek, namaz kılmak için mescide giderken atılan her bir adım, gelip geçenlere eziyet veren şeyleri yoldan kaldırmak, insanların, hayvanların ya da kuşların çeşitli şekillerde faydalanacağı ağaç veya ekin ekip dikmek, din kardeşini güler yüzle karşılayıp tebessüm etmek de sadaka olarak kabul edilen davranışlar arasında sayılmıştır. Demek ki zorunlu veya gönüllü, farz bir ibadetle bağlantılı veya değil, küçük veya büyük, toplumsal veya bireysel bütün salih ameller birer sadakadır, Allah’a gönülden bağlanmanın bir nevi ispatıdır. Salih amellere sayısız örnek vermek mümkündür. 

Bu amellerden bazılarının sevabı süreklidir; kişi vefat etmiş olsa bile yaptığı hayırlar sebebiyle amel defterine sevap yazılmaya devam eder. Bu tür iyiliklere sadaka-i câriye denir. Peygamber Efendimiz (sav), “İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat.” buyurmuştur. Cami, okul, yol, köprü, çeşme, sebil gibi vakfedilen her türlü hayır bu hadisin kapsamına girmektedir. Ayrıca insanın öğrendiği ilmi başkalarına öğretmesi en büyük hayırlardan biridir. Öğrenci yetiştirmek, kitap, makale vb. eserler yazmak, araştırma merkezleri kurmak bunun yollarından sadece birkaçıdır. Hayırlı ve salih evlat ise, anne ve babası vefat ettikten sonra onlar için dua eder; güzel ahlakı ve hayırlı amelleriyle başkalarının dualarının da onlara ulaşmasına vesile olur.

Sadaka Verebilecek Duruma Gelmeli

Öncelikle maddî yardım anlamıyla sadaka Müslümanın hayatının merkezinde yer alır. Herkesin verebileceği bir sadaka, yapabileceği bir iyilik ve hayır mutlaka vardır. Kendi şartlarına ve imkânlarına uygun bir iyilik bulamayan kişinin kötülüklerden uzak durması onun için sadaka hükmündedir.

Peygamber Efendimiz (sav) ile sahabîleri arasında geçen şu konuşma da bunu göstermektedir:

Efendimiz (sav) bir keresinde:

  • “Sadaka vermek her Müslümanın görevidir.” buyurdu. 
  • Sadaka verecek bir şey bulamazsa ne yapacak, diye sordular. 
  • “Amelelik yapar, böylece hem kendisine faydalı olur hem de tasadduk eder.” buyurdu. 
  • Buna da gücü yetmezse, dediler.
  • “İyilik yapmayı tavsiye eder.” buyurdu.
  • Bunu da yapamazsa, dediler.
  • “Kötülük yapmaktan uzak durur. Bu da onun için bir sadakadır.” buyurdu.

Bu hadîs-i şerifte dikkati çeken en önemli hususlardan biri, Peygamber Efendimizin (sav), sadaka verecek bir şey bulamayan Müslümanın gerekirse amelelik yapmasını tavsiye etmesidir. Bir mesleği ve dolayısıyla düzenli bir kazancı olmayan, hiçbir maddî imkâna sahip bulunmayan kimse bile sadaka sorumluluğunu yerine getirmek için bir yol aramalı; gerekirse çalışarak kazandığından tasadduk etmelidir. Çünkü “Veren el alan elden hayırlıdır.” Sevgili Peygamberimiz (sav), bu temel ilkeyi hatırlattıktan sonra şu önemli ölçüleri de bildirmiştir: “Yardım etmeye, geçimini üstlendiğin kimselerden başla! Sadakanın hayırlısı, ihtiyaç fazlası maldan verilendir. Kim insanlardan bir şey istemezse, Allah onu kimseye muhtaç etmez. Kim de tokgözlü olursa, Allah onu zengin kılar.” 

Sadakanın Küçüğü Büyüğü Azı Çoğu Yoktur

Niyetlerimizden, işlediğimiz bütün amellerden ve söylediğimiz her sözden haberdar olan Rabbimiz, zerre kadar hayra bile karşılık vereceğini bildirmektedir. Yarım hurmayla dahi olsa cehennem ateşinden korunmaya çalışmamızın hikmeti de budur. Bir tebessümün oluşturduğu kelebek etkisiyle küçük görünen fakat pek çok zincirleme iyiliğe vesile olan davranışlara dair anlatılan hikâyeler ise hepimizin malumudur. Resûlullah Efendimiz (sav), “Ey Müslüman hanımlar! Hiçbir komşu hanım, bir koyun paçası bile olsa komşusuna vereceğini küçük görmesin.” diye yaptığı ikazında bu konunun önemini hatırlatmaktadır. Maddî veya manevî herhangi bir iyiliğin küçük, anlamsız ya da gereksiz görülmesi, insanların bu tür sadakalara cesaret edememesine ve onları kolayca terk etmesine yol açar. Oysa böyle bir anlayış, damlaya damlaya oluşacak nice iyilik göllerinden insanlığın mahrum kalması anlamına gelir.

Sayısız çeşidiyle bize sunulan bu geniş sadaka imkânı, iyi bir insan, iyi bir kul ve iyi bir Müslüman olma yolunda hayranlık uyandıran, hamd ve şükür vesilesidir. Hayatının her anını sadaka şuuru ile değerlendirebilenlerden olmak ise nimetlerin en büyüğü ve en anlamlısıdır.