İnsanlık tarihi boyunca bazı değerler, zaman ve kültür değişse de anlamını hiçbir zaman yitirmez. Kurban, emanet ve cömertlik insanın hem iç dünyasını hem de toplumun dokusunu şekillendiren üç temel imtihandır. Bu kavramlar, sadece dinî birer öğreti değil; insanın varoluşunu anlamlandıran, kalbini diri tutan ve toplumsal huzuru besleyen üç ana sütundur.

Teslimiyet Nişanesi: Kurban

Kurban, kelime olarak “yaklaşmak” anlamına gelir. Bu yönüyle sadece bir hayvan kesme eylemi değil, insanın Allah’a yakınlaşma arayışının da bir ifadesidir. Hz. İbrahim’in (as) oğlunu kurban etmeye razı oluşu, aslında insanın kendi nefsini, bencilliğini ve dünyevî hırslarını Allah yolunda feda edebilmesinin sembolüdür. Kurban kesmek, bir hayvanın kanını akıtmak değil; içimizdeki cimriliği, kibri ve dünyevî tutkuları Allah yolunda, sırf O’nun rızasını kazanmak için kurban etmektir.

Kurban, müminin Rabbine itaatinin bir göstergesidir. Sahibini Allah’a yaklaştıran bir niyetle kesilmeyen kurban, anlamını yitirir. Çünkü bu ibadetin özü niyet ve teslimiyettir. Yani kurban, sadece malından bir pay vermek değil, “Rabbim, her şeyim senindir.” diyebilme cesaretidir.

Modern dünya insanlara paylaşmak yerine sahip olmayı ve hayatın merkezine her zaman kendini koymayı empoze etme eğilimindedir. Kurban ibadeti ise bu zinciri kırarak insana, sahip olduklarının birer emanet ve paylaşmanın da bir kayıp değil, kazanç olduğunu öğretir. 

Kurban Da Bir Emanettir

Emanet, Arapça kökenli bir kelime olup “güvenmek” anlamına gelen eman kökünden gelir. Yani birine bir şeyi emanet etmek, aynı zamanda ona güvenmektir. Allah, insana birçok emanet yüklemiştir. Örneğin zaman, bilgi, evlat, can, mal… Kur’ân-ı Kerîm’de de bunların emanet olduğu vurgulanır; hatta bazılarının üzerine yemin bile edilir.

Ahzâb sûresi 72. ayette şöyle buyurulur: “Doğrusu biz emaneti (emir ve yasakları) yerine getirme sorumluluğunu göklere, yere ve dağlara arz (ve teklif) ettik de (onlar) bunu yüklenmekten kaçındılar ve on(un getireceği sorumluluk)tan korktular da onu insan yüklendi. (Eğer bunun gereğini yapmaktan kaçınırsa) cidden o çok zalim, çok cahil (demek)tir.”

Bu ayet, insanın hem ne kadar özel hem de ne kadar sorumlu bir varlık olduğunu gösterir.

Feyzü’l Furkân’da söz konusu ayette şu dipnot yer alır: “Eğer insan, ilâhî teklifi unutur, nefsine uyar ve aklını putlaştırarak işlerini Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda değil de kendi hevâ ve hevesine göre yaparsa, hem cahil hem de zalim olduğu bildiriliyor.” Yapılan bu açıklama bize, modern insanın unuttuğu bir hakikati hatırlatır: Emanete sahip çıkmamak zulümdür.

Kurban da bir emanettir. Çünkü kesilen hayvan, hak sahiplerinin de hakkını taşır. Kurban etini dağıtmak, emaneti sahiplerine teslim etmektir. Hz. Peygamber (sav), kurban etinin üçe bölünmesini; bir bölümünün aileye, bir bölümünün akraba ve komşulara, bir bölümünün de muhtaçlara dağıtılmasını tavsiye etmiştir. Bu dağıtım şekli, emanetin ve paylaşımın pratiğe dökülmüş hâlidir. Cömertlik de işte bu bilincin bir sonucudur.

Emanete Sahip Çıkmak: Cömertlik

Cömertlik, insanın hem kalbinin hem de karakterinin olgunluk seviyesini gösterir. Cömert insan elindekini paylaşmakla kalmaz, kalbini de açar. Vermek, insana kendini değerli hissettirir. Çünkü veren insan “ben” sınırlarını aşar, “biz” bilincine ulaşır.

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Cömert, Allah’a, insanlara ve cennete yakındır; cimri ise Allah’a, insanlara ve cennete uzaktır.” Bu hadis, cömertliğin sadece etik bir davranıştan ziyade, insanın ruhunu arındıran bir ibadet olduğunu gösterir.

Kurban Bayramı da aslında cömertliğin en somut göstergesidir. İnsan, kesip dağıttığı kurbanla hem Allah’a yaklaşır hem de toplumda sevgi ve güven köprüleri kurar. 

Birbirini Tamamlayan Üç Kavram: Kurban, Emanet ve Cömertlik

Kurban, emanet, cömertlik birbirini tamamlayan kavramlardır. Kurban, emanet bilinciyle yerine getirilir ve cömertlikle anlam kazanır. Toplum olarak bu üç değeri de yaşatmak zorundayız. Çünkü güvenin (emanetin) sarsıldığı, paylaşmanın (cömertliğin) unutulduğu bir toplumda çözülmeler kaçınılmaz hâle gelir. Kurban, sadece bireysel bir ibadet değil; toplumsal dayanışmanın yeniden hatırlanmasıdır.

Bugün modern dünyanın bireyci ve rekabetçi düzeni insanı paylaşmaktan uzaklaştırırken, “kendine yet” sloganı kulağa özgürlük gibi gelse de aslında insanı yalnızlaştırmaktadır. Oysa İslâm medeniyetinde dayanışma, güven ve cömertlik toplumsal huzurun temelidir. Vakıf kültürü bunun en güzel örneğidir. Osmanlı’da vakıf kurmak, “emaneti yaşatmak” demekti. İnsanlar dünyalık kazançlarla elde ettikleri mallarını vakfederek, Allah’ın rızasını kazanmayı ümit ederlerdi.

Sonuç olarak kurban ibadetinin anlamı zahirde kesilen hayvan ile sınırlı değildir. Asıl mesele, nefsimizi ve dünyalık heveslerimizi törpüleyebilmek, onları Allah rızası için kurban edebilmektir. Emaneti korumak, sadece bize verilen dünyalık bir malı değil, aynı zamanda bize duyulan güveni, bize gösterilen sevgiyi ve sahip olduğumuz vicdanı da koruyup kollamaktır. Cömertlik ise bu bilinci eyleme dönüştürmektir.