Osmanlı Toplumunda Kurban Geleneği
Paylaşmanın Birleştirici Gücü
Toplumlar içerisinde farklı ekonomik seviyeye sahip bireyler bir arada yaşarlar. Bu kişiler arasındaki sosyoekonomik makasın açılması hem birey hem de toplum için olumsuz sonuçlar doğurabilir; güvenliğin sağlanması, kişiler arası ilişkiler ve birlik bilinci tehlikeye girebilir. Osmanlı toplumunda halk ve devlet bu makasın açılmaması adına çeşitli gayretlerde bulunmuşlardır. Gönüllerin birbirine yaklaşmasını sağlayacak yardımlaşma faaliyetlerini, zekât, sadaka, kurban ibadeti gibi dini vecibelerin yerine getirilmesini destekleyerek, toplumun yönünü kardeşlik ve birlik istikametine çevirecek bir fırsata dönüşmesine öncülük etmişlerdir. Böylece içtimai hayatta bireyler arasındaki ekonomik farklılıkların perdesi aralanmış; kin, haset gibi duyguların yerini merhamet, iyilik ve sevgiye bırakması hedeflenmiştir. Bayramlarda, yeni bir doğumda ve sevinç anlarında kesilen kurbanlar da güzel ahlakın destekleyicisi olan bu yardımlaşma ikliminin önemli unsurlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kurban ile Şenlenen Şehirler
Osmanlı Devleti’nde şehirlere büyük ve küçükbaş hayvanların temini kırsal bölgelerden, “celeb” ismi verilen meslek erbabı tarafından sağlanırdı. Hayvanlar kasaplara canlı veya kesilmiş olarak iki farklı şekilde teslim edilirdi. 16. yüzyılın ortalarında Anadolu ve Rumeli’den getirilen koyun sayısının 200 bin olarak belirtilmesi şehirlerin ihtiyacına yönelik bir fikir vermektedir. Eskişehir ve çevresi, doğu illerinden getirilen Türkmen koyunlarının kavşak noktası konumundaydı. Karaman koyunları da yine payitaht için istenen ve bu sebeple tedarik edilen türler arasında yer almaktaydı.
Kurban bayramı, toplumda “Iyd-i Said-i Adha” olarak isimlendirilirdi. Birlik ikliminin hissedildiği bu zaman dilimleri, şehirlerin çehrelerini zahiren de değiştirir, bayramın rayihaları ev ev, sokak sokak tüm şehre ve ülkeye yayılırdı. Osmanlı şehirlerinin bayram hazırlıkları portresinde öne çıkan unsurlar arasında, çarşı-pazarın bayram alışverişleri sebebiyle hareketlenmesi, yapılacak eğlenceler için düzeneklerin kurulması ve kurbanlıkların satış alanlarının hazır hale getirilmesi yer almaktaydı. İstanbul’a has olarak Ramazan ve Kurban bayramlarında, arefe gününden itibaren her namaz vakti yirmi bir pare top atılır ve şehir kandillerle bezenirdi. Halkın Kadıköy, Üsküdar, Kasımpaşa, Beşiktaş gibi semtlerde bulunan belirli bayram yerlerinde toplanarak güzel vakit geçirdikleri yerli ve yabancı kaynaklarda ifade edilmiştir.
Kurban ile Kıyama Duran Saraylar
Osmanlı sarayında yapılan bayram kutlamaları şehrin kalan hânelerinden elbette daha şaşaalı ve yoğun katılımlı olmuştur. Sarayda gerçekleştirilecek merâsimler arefe gününden başlardı. Bu özel zaman dilimlerinde hangi görevlinin nerede bulunacağı ve genel akış kurallarla belirtilirdi. Törenler, padişahın önde gelen Enderun Ağaları ile birlikte Hırka-i Şerif dairesinde ikindi namazını kılması ve ardından Arz Odası’na geçmesiyle başlardı.
Kurban bayramlarında sarayın kurbanlık ihtiyacının karşılanması için Saya Ocağı denilen bir teşkilat kurulduğu kaynaklarda ifade edilmektedir. Bu teşkilatın kurban ibadetini gerçekleştirmek için gerekli hayvan teminini sağladığı, yetiştirdikleri koçları Dolmabahçe ve Yıldız Sarayı bahçesine getirdikleri ve padişahın bizzat katılımı ile kesildiği belirtilmiştir. Padişaha ait kurbanlar burada onun vekâlet verdiği saray görevlisi tarafından kesilmiş, sonrasında etlerin büyük bölümü fakir fukaraya dağıtılmış, böylece padişah ile halk bayram ve kurban ibadetinin coşkusunu birlikte yaşamayı tecrübe etmişlerdir. Ayrıca Enderûn-ı Hümâyun ricali, vezirler ve ümenâ tarafından da sultana koç hediye edildiği 1243/1828 tarihli belgede ifade edilmiştir.
Kurban ile Savaşa Uğurlanan Erler
İmtisâl-i câhidû fillah olupdur niyyetüm
Dîn-i İslâm’ın mücerred gayretidir gayretüm
Fazl-ı Hakk u himmet-i cünd-i ricâlullah ile
Ehl-i küfrü ser-te-ser kahreylemektir niyyetüm
- Mehmed
Osmanlı Devleti’nde sefere çıkılacağı vakitlerde payitahtta resmî kutlamalar gerçekleştirilirdi. Padişahın dahil olduğu savaşlarda bu uğurlamaların ismi “sefer-i hümayun” olup, daha geniş katılımla gerçekleşmekteydi. “Sancak-ı Şerif”in ordugâha gönderildiği “büyük alay” olarak isimlendirilen merasim gününde devlet ricali sarayda toplanırdı. Burada okunan Fetih suresi ve duaların ardından padişah önderliğinde saraydan çıkılır, devletin korunması ve İslam sancağının daha geniş sınırlara ulaşması gayesiyle yola çıkan erlerin uğurlanması için ordugâha ilerlenilirdi. Mehteran eşliğinde alınan yol boyunca da halk tarafından dualar, methiyeler ile ordugâha gidilir ve Padişahın geçeceği yollarda, sokak başlarında kurbanlar kesilirdi.
Kurbanlar ile uğurlanmanın yapıldığı bir başka süreç de II. Bayezid Dönemi’nden itibaren Osmanlı donanmasının her yıl denize açılması sırasında olurdu. Donanma, padişahın huzurundan ayrılırken de döndüğünde de törenler düzenlenirdi. Beşiktaş’ta bulunan Barbaros Hayreddin Paşa’nın türbesi ziyaret edilir, burada kurbanlar kesilerek zafer için dualar edilirdi.
Kurban İbadeti ile Yeşeren Birlik İklimi
Kurban ibadeti, Osmanlı toplumunda akika ile yeni bir nefesi, şükür kurbanı ile sevinci, adak kurbanı ile üstlenilen hayırlı gayeyi paylaşmak adına önemli bir vesiledir. .Osmanlı Devleti’nde kurban keserek karşılanan bir başka durum da îlâyı kelimetullahı yaymak gayesiyle çıkılan seferler öncesi yapılan alay ve törenlerdir. Kurban bayramlarıyla yerleşimin merkezi olan şehirlerde, devletin yönetim merkezi olan saraylarda birlikteliğin etkisi katbekat artmış, yardımlaşma ve gönül birliğine zemin hazırlanmıştır. Böylece kurban ibadeti Osmanlı’da çeşitli vesilelerle toplumun birliğini sağlayacak iklimi oluşturmuştur.
623 yıl İslâm dünyasına hizmet eden Osmanlı Devleti’nin sağladığı toplum dirliğinin, bu zamanın insanına fısıldadığı şeyler elbette bulunmaktadır. Gönüllerin yardımlaşma ve merhamet duyguları ile yumuşadığını, cemiyeti birlik içinde tutanın da bu iyilik iklimi olduğunu hatırlatır. Zahirde küçük görünen bir ibadetin içtimâî hayatta nasıl büyük bir karşılık doğurduğunu gösterir. Rabbim bizleri “Din-i mübin-i İslâm’ın hizmetçileri eylesin! Îlâ-yı kelimetullah için şarka, garba, şimale, cenûbe sefer eden Allah erleri eylesin.” Amin.



