Yurt Dışı Kurban Bağışı ile Vacip Kurban Yerine Getirilmiş Olur mu?
Kurban bağışı , dinimizin toplumsal yönü güçlü ibadetlerinden biridir. Her yıl Kurban Bayramı yaklaştıkça, özellikle yurt dışı kurban bağışı kampanyalarının yaygınlaşmasıyla birlikte sıkça sorulan bir soru gündeme gelir: Yurt dışında kesilen kurban, vacip kurban yerine geçer mi?
Bu sorunun cevabı hem fıkhi hükümler hem de ahlaki sorumluluklar çerçevesinde değerlendirildiğinde daha berrak hale gelir. Gelin, bu meseleye yakından bakalım.
Kurban İbadetinde Vekâlet
Kurban, tıpkı zekât gibi mal ile yapılan bir ibadettir. Bu nedenle vekâlet yoluyla kurban kestirmek caizdir (Kâsânî, Bedâi‘, 5/67; Mevsılî, el-İhtiyâr, 5/21; Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 8/132). Vekâlet, sözlü ya da yazılı olarak; telefon, internet, faks gibi iletişim araçlarıyla verilebilir.
Hz. Ali’nin (r.a.) naklettiğine göre, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kendisi adına kurban kesilmesini istemiş, kesim sırasında bulunmasını ve dağıtımını Hz. Ali’ye emanet etmiştir. Ayrıca, kurbanın derisinin ya da etinin kasap ücreti olarak verilmemesini, ücretin ayrıca ödenmesini emretmiştir (Müslim, Hac, 348–349; Buhârî, Hac, 120–122).
Bu rivayet, kurbanın vekil aracılığıyla kesilmesinin sünnete dayandığını göstermektedir.
Kurban Yurt Dışında Kesilebilir mi?
Fıkıh kaynaklarına göre kurbanın başka bir şehirde ya da yurt dışında kesilmesinde dinî açıdan herhangi bir sakınca yoktur. Vekil tayin edilen kişi ya da kurum, kurbanı usulüne uygun olarak kesip ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı sürece, kişi vacip olan kurban ibadetini yerine getirmiş olur.
Kurbanın hangi ülkede kesildiği değil, niyetin Allah rızası için olması esastır. Kesim bedelinin düşük veya yüksek olması da bu hükmü değiştirmez. Kısaca: Yer değil, niyet ve usûl belirleyicidir.
Müminler Kardeştir: Yurt Dışındaki Kardeşlerimizi Unutmayalım
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Müminler ancak kardeştir…” (Hucurât, 49/10)
Bu kardeşlik bağı yalnızca aynı inancı paylaşmakla sınırlı değildir; merhamet, dayanışma ve sorumluluğu da kapsar. Nitekim Nu‘mân b. Beşîr’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Müminler, birbirlerini sevmede, merhamet ve şefkat göstermede bir beden gibidir. Vücudun bir uzvu rahatsız olursa, diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateşle bu acıyı paylaşır.” (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66)
Bir başka hadis-i şerifte ise şu uyarıda bulunur:
“Komşusu açken tok yatan kimse (kâmil) mümin değildir.” (Hâkim, II, 15)
Bu hadis sadece evimizin yanındaki komşumuzu değil, ulaşabildiğimiz her muhtacı da kapsar. Ulaşım ve iletişimin baş döndürücü hızla geliştiği bu çağda, komşuluk kavramını yeniden düşünmek elzemdir. Bugün birkaç saatlik bir uçak yolculuğuyla ulaşabildiğimiz, bir arama ile seslerini duyabildiğimiz kardeşlerimiz artık “uzak” değildir.
Hem İbadet Hem Merhamet
Alimlerimiz, eğer yaşanılan yerde fakir ve muhtaç kimseler varsa, kurbanın öncelikle o bölgede kesilmesini daha uygun bulmuştur. Bu, komşuluk ve toplumsal sorumluluğun bir gereğidir.
Ancak dünyanın farklı bölgelerinde savaş, kıtlık ve yoksullukla mücadele eden milyonlarca kardeşimiz vardır. Bu nedenle, yurt dışındaki ihtiyaç sahiplerine kurban vesilesiyle ulaşmak, sadece ahiretimizi mamur etmekle kalmaz; aynı zamanda bu dünyada merhamet, huzur ve ümmet bilincini güçlendiren bir iyilik halkası oluşturur.





