İyilik Vesilesi Bayramlar
Bayramlar, gündelik telaşların ötesine geçip insanın kendini yeniden hatırladığı, iyiliğin görünür hâle büründüğü müstesna zamanlardır. Bayramlar, gönlün toparlandığı, kalbin dinginleştiği, insanın kendini ve başkalarını yeniden fark ettiği özel duraklardır. Onlar, takvim yaprağındaki herhangi bir gün değil, bizleri hayır yarışına davet eden ve “verdiğin senindir” anlayışı gereğince cömert olmaya teşvik eden vakitlerdir. Günlük hayatın yorucu koşturmacası, sürekli bir yerlere yetişme telaşı ve zihni dağıtan gürültülü kalabalıklar arasında bayramlar, bize nefes aldırmak üzere ruhumuza açılmış bir pencere gibidir.
Mahallenin dört bir yanına yayılan çocuk kahkahaları, tatlı ikramları, zekât ve fitrenin inşa ettiği dayanışma köprüsüyle Ramazan Bayramı; teslimiyeti, paylaşımı ve cömertliği zirveye taşıyan derin manasıyla Kurban Bayramı, buradan içeri giren ışığın iki farklı yansımasıdır. İç dünyamızı ve zihnimizi yoklayan, gönlümüzü parlatan, kalabalıklar arasında kaybolmuş hâlimizi yeniden toparlayan bir ışık…
Kadim kültürümüzde bayramlar hiçbir zaman tatil olarak görülmezdi. Aksine, bu özel günler dinimizin bize öğütlediği güzel ahlâk ve davranışları, görerek, yaşayarak öğrenebildiğimiz birer mekteptir. Bayramlarımız dostça ziyaretlerin yapıldığı, hoş sohbetlerle muhabbetin arttığı, ölmüşlerimizin özlemle, dualarla yâd edildiği ve büyük küçük herkesin cömertçe gönüller aldığı kıymetli vesilelerdir.
Cömertliğin ve Teslimiyetin Vesilesi: Kurban
Kurban Bayramı, cömertliğin kapısının açıldığı, her anında insana başka bir ders veren nadide bir zaman dilimidir. Kurban kesmek sadece uygun bir hayvanı kurban etmek değil; onunla beraber nefsimizin, heva ve heveslerimizin, dünyaya olan meylimizin de kurban edilmesidir. Kurban, merhametin paylaşarak ete kemiğe büründüğü bir cömertlik çağrısıdır. Bu ibadetin temelinde “yakınlık” vardır. Kul niyeti ve gayretiyle Rabbine; merhameti, nezaketi ve ikramıyla da kardeşine yaklaşır.
Kesilen kurbanın etlerini Peygamberimizin (sav) öğretisine uygun olarak paylaştırmak, şüphesiz toplumsal birlikteliği güçlendirir. Bir payın ev halkına ayrılması, kişinin kendi ailesine karşı sorumluluğunu hatırlatır. Diğer payın komşulara ve yakın çevreye verilmesi, sosyal bağların diri kalmasını sağlar. Üçüncü payın ise ihtiyaç sahiplerine sunulması, cömertliğin yalnızca maddi imkânla değil; onların hakkını gözetme bilinciyle, gönül zenginliğiyle ölçüldüğünü gösterir. Bu paylaşım anlayışı, hak sahibini merkeze alarak, halka halka genişleyen bir iyilik düzeni kurar. Kişiye hem nefsini terbiye etmeyi hem de çevresine -en yakından en uzağa kadar- adalet ve merhametle yaklaşmayı öğretir.
Bayram atmosferinde, elindekini ikram etmek insanın nefsine kolay gelir. Zor olan her zaman ve her koşulda verebilmek, gönülden infak edebilmektir. Kurbanın asıl ruhu da bu noktada açığa çıkar. Kurban, insanın nefsi duygularını törpüleyen bir ibadettir. Her bayram sabahı sokaklara yayılan tatlı telaşlar, kesim yerlerinde edilen dualar, ardından ibadeti hakkıyla yapabilme gayreti ve sonunda emanetleri sahiplerine ulaştırma çabası… Hepsi toplumdaki tüm bireylerin birlik içinde olduğu özel zamanlardır.
Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı’ndan farklı olarak daha sakin ve gizli bir yardımlaşma anlayışı taşır. Zekât ve fitre ile başlayan iyilik akışı; akraba, dost ve kabir ziyaretleri, ikramlar ve çocukların avuçlarına bırakılan harçlıklarla devam eder. Bu gelenek sadece kadim bir alışkanlık değil, gönül bağlarının tazelenmesi için kurulan bir köprüdür ki insanların kalplerini birbirine yaklaştırır.
Kurban Bayramı bu yakınlığın arkasındaki dayanışma ruhunu derinleştirir ve topluma birlik olma gücünü hatırlatır. İkisi de aynı ağacın iki ana dalıdır. Biri huzurun kokusunu taşır, diğeri paylaşmanın sorumluluğunu omuzlar. Her birinin varlığı, toplumun hem duygu dünyasını hem de dayanışma refleksini dengede tutar.
Bayramların Tadı: Cömertlik
Cömertlik insanlığın en güçlü ahlaki sermayelerinden birisi olmakla birlikte kalplerin kaynaşmasına da vesiledir. Elindekini paylaşmasını bilmeyen, bilse de veremeyen bireylerden oluşan toplumda bağlar zedelenirken, paylaşılan toplumda ise güçlenir.
Kurban ibadetiyle bizde olgunlaşması beklenen ruh, hayvanın kesiminden sonra etini dağıtırken samimi bir tebessümle kazanılan gönülde, içten edilmiş bir duada ve keyifle yapılan hoş muhabbetlerde saklıdır. İkram edilen etle bir eve sadece yemek değil, aynı zamanda kardeşliğin getirdiği değerli olma, sevilme, önemsenme gibi duygularla, iyilik hali ve şifa da girer. İhtiyaç sahibi bir aile için yapılan bu ikram çoğu zaman en özel, en güzel sofraya dönüşür. Yalnız yaşayan bir yaşlı için de kapısının çalınması, elinin öpülüp onunla muhabbet edilmesi, verilecek bir tabak yemekten çok daha kıymetlidir.
Bayramlarda cömertlik yaygınlaştıkça toplumun dokusu daha sağlam hâle gelir. Çünkü iyilik bulaşıcıdır. Bir tabak et bir duaya vesile olur. Edilen dua, hayatın zorluğu içinde kişiye kolaylık getirir; o kolaylık da yeni bir iyiliğin kapısını aralar. Bu zincir halkaları toplumun görünmez bağlarını güçlendirir.
Kurban bayramı ve kurban ibadetinin ruhunu her daim diri tutmak, kültürel hafızanın zayıfladığı bir çağda elzem bir hal almıştır. Bu sebeple Kurban ve Ramazan bayramlarımızı ihya etmek, sadece dînî bir görev değil; aynı zamanda torunlarımıza bırakacağımız kültürel ve ahlâkî birer mirastır.
Bayramlar İnsanı Yeniden İnsan Yapar
Bayramlar, insanın kendi özüne döndüğü, iyilikle buluştuğu, merhametin görünür olduğu günlerdir. Kurban Bayramı teslimiyeti; Ramazan Bayramı ise gönül yumuşaklığını öğretir. Her ikisi de insanı arındırır, tazeler ve kendine getirir.
Verilen her emek, yapılan her iyilik ve paylaşılan her lokma, insanın kalbinde ebedî bir iz bırakır. Çünkü gerçekten “senin olan”, yalnızca başkasıyla paylaştığındır. Bayramlar bize bu hakikati yeniden hatırlatır: İyilik kalıcıdır; insan iyilikle güzelleşir ve iyilikle yaşar.



