Kurbanın Kabulü İçin “İNCİTME”
Kurban
Tarih boyunca insanlar bazen bir dileğin kabulü için, bazen şükrün ifadesi olarak, bazen de korkularını yatıştırmak için kurban sundular. Kimileri toprağın ürünlerini, kimileri hayvanlarını, kimileri de -en ağır bedel olarak- kendi evlatlarını… Her toplumda kurban bir şekilde vardı ama niyetler farklıydı.
Biz Müslümanlar için kurban, sadece bir kesim değil, Allah’a yaklaşmanın, teslimiyetin ve paylaşmanın en derin sembolüdür. Kevser Sûresi’nde buyrulduğu üzere, “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” emrini Allah’a yakınlaşmak ümidiyle bir bayram sevinci eşliğinde canı gönülden yerine getiririz. Burada asıl mesele, kurbanın eti ya da kanı değil; kalbin samimiyetidir. Çünkü kurban, niyeti incitmeden, teslimiyeti zedelemeden, sünnete bağlı kalarak ve gönülleri gözeterek yerine getirilmesi gereken bir ibadettir.
Ebû Hüreyre’den (ra) rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Kim imkânı olduğu hâlde kurban kesmezse, bizim mescidimize yaklaşmasın!”1
Bu hadis-i şerifi delil olarak alan Hanefi Mezhebi âlimi İmam Ebu Hanife (ra), gücü yeten yani maddi olarak imkânı olanlara kurban kesmenin vacip olduğu görüşündedir.2
Bizler de her yıl, Rabbimize yakınlaşma arzusu, sadakat ve teslimiyet duyguları içinde, büyük bir özveri ve bayram coşkusuyla kurban ibadetimizi yerine getirme gayretindeyiz.
Niyeti İncitme
İbadetlerin özü niyettir. Kurban ibadetinin de Allah’a yakınlaşmak için samimi bir niyetle yerine getirilmesi önemlidir. Biz Kurbanı hiçbir menfaat gözetmeden, ibadet şuuruyla, Allah’ın rızası ve Peygamber Efendimiz’in (sav) şefaatini umarak keseriz. Kevser Suresinden öğrendiğimiz kadarıyla müşrikler Efendimiz’e oğlu vefat ettiği için soyunun kesik olduğunu, adının unutulacağını söylemişlerdir. Yüzyıllar geçmesine rağmen biz ümmeti olarak onun adını anmaya vesile olan sünnetini şevkle adım adım takip etmekteyiz.
Kur’ân-ı Kerim, Hz. Âdem’in iki oğlu Hâbil ve Kâbil kıssasını anlatarak bize kurbanın hakikatinin ne olduğunu öğretir. Samimi bir niyetle sunulacak kurbanın özenle seçilmesini, halis bir niyetle bu ibadetin yapılması gerektiğini Mâide Suresinin 27-31. âyet-i kerîmelerinde Cenabı Allah şöyle bildirmiştir:
27. (Resûlüm!) Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek haberini oku: Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı (Hâbil koç, Kâbil ekin sunmuştu) da onlardan birinin (Hâbil’in)ki kabul olunmuş, (gökten inen ateş, onun kurbanını yakmış) diğerininki kabul olunmamıştı. O (kurbanı kabul olunmayan Kâbil, bu durumu kıskanarak kardeşine): “Seni mutlaka öldüreceğim.” demişti. (Hâbil de): “Allah, ancak kendisinin emrine uyan/ karşı gelmekten sakınanlardan (kurbanı) kabul eder.” demişti.
28. “Andolsun ki beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”
29. “Doğrusu ben, dilerim ki benim günahım ile kendi günahını (birlikte) yüklenesin de cehennemliklerden olasın. İşte zalimlerin cezası budur.” (dedi).
30. Nihayet nefsi ona kardeşini öldürmeyi (ve bunun zararı olmadığını) kabullendirdi. Böylece onu öldürdü de (dünya ve âhirette) ziyana uğrayanlardan oluverdi.
31. Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini kendisine göstermek için (Kâbil’e), yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Bundan ibret alan Kâbil:) “Yazıklar olsun bana! Kardeşimin cesedini gömmekte şu karga kadar olmaktan aciz mi kaldım?” dedi. Artık o (haline ve yaptığına) pişmanlık duyanlardan biri haline gelmişti.
Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı üzere, kurbanı ihlas ve samimiyet ile kesmek gerekir. Aksi takdirde kurban ibadetine gereken ihtimam gösterilmediğinde, Allah katında kabul görmeyeceği dersini çıkarabiliriz. O hâlde niyetimizi incitmemeli, kurbanı sırf Allah rızası için kesmeliyiz.
Rasûlullah (sav) Efendimiz: “Kestiğini Allah’tan başkası adına kesene, Allah lânet etsin” buyurmuştur.3
Teslimiyeti İncitme
İbrahim Aleyhisselâm, teslimiyet ve fedakârlık imtihanında oğlu İsmail’i kurban etmeye razı olmuş; bu samimi tevekkülünün karşılığında Allah, ona oğlunun yerine bir koç göndermiştir. Saffat Suresinin 99-110. âyet-i kerîmelerinde Cenabı Hak mealen şöyle bildirmiştir:
99 .(İbrahim:) “Doğrusu ben Rabbim(in emrettiği yer)e gideceğim. O bana yol gösterir.” dedi.
100. “Ey Rabbim! Bana iyilerden (sâlih evlat) lütfet!” diye dua etti.
101. Biz de ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
102. Artık o (İsmail) beraberinde (işe) koşma çağına erişince (babası): “Ey yavrucuğum! Doğrusu ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum; artık (düşün) bak, ne dersin?” dedi. (Oğlu:) “Ey babacığım! Emredildiğin şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi.
103. Böylece ikisi de (Allah’ın emrine) teslim olunca (İbrahim) onu şakağı üzerine yatırdı.
104. Biz ona (şöyle) seslendik: “Ey İbrahim!”
105. “Gerçekten rüyana sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz, iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız.”
106. “Hakikaten bu, apaçık imtihanın ta kendisidir.”
107. (Oğluna karşılık) ona büyük bir kurbanlık (koç) fidye verdik.
108. Sonraki (gelen)ler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık (ki sonrakilerce:)
109. “İbrahim’e selam olsun.” (denilmektir.)
110. İşte iyi hareket edenleri biz böyle mükâfatlandırırız.
Biz de bu kıssanın izini sürerek teslimiyet ve tevekkülden ayrılmamalıyız. Rabbimizin emrine tam bir tevekkül ile teslim olmalı, Hacılarla aynı terennümü gönülden söylemeliyiz; “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk, lâ şerîke lek.” Manası; “Buyur (emret) Allah’ım! Emrine amadeyim buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Emrine amadeyim buyur! Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet de mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur.”
Bugün ise bazı kimselerin kurbanı yalnızca “maddi yardım” ile ikame etmeye çalışmaları, bu ibadetin ruhunu gölgelemektedir. Maddi destekte bulunarak insanlara yardım etmek isteyen için sadaka ve zekât zaten vardır; kurban ise aynı zamanda teslimiyetin sembolüdür. Allah’a yakınlaşmak kasdıyla kesilmesi istenen kurban ibadetinden mahrum kalmamalıyız. Teslimiyetimizi incitmeden, Rabbimizin emrine gönülden boyun eğmeliyiz.
Sünneti İncitme
Kurbanımızı seçerken, kurban olabilecek hayvanların (deve, sığır ve koyun) özelliklerini (kurbanın yaşı, kurbanda bulunmaması gereken kusurları ve benzeri konuları) Peygamber Efendimizin sünnetinden öğrendiğimiz şekilde göz önünde tutmak ve kurban ibadetimizi Onun gibi titizlikle yerine getirmek önemlidir. Vacip kurbanın kesim vakitlerini (Zilhicce ayının 10. günü bayram namazından sonra başlayıp, bayramın 3. gün ikindiye kadar) ve kesim esnasında dikkat edilecek hususları yine Efendimizin sünnetindeki uygulamalara bakarak, her birine özenle riayet etmek gereklidir. Çünkü Peygamber Efendimizin (sav) sözlü, fiili ve takrir-i sünneti Kur’an-ı Kerim’den sonraki ikinci ana kaynağımızdır. Kur’an ayetlerinin en iyi ve en doğru açıklamasını elbette kendisine vahyedileni bize tebliğ etmekle görevli Peygamberimiz (sav) yapmıştır. Hayatımızı varoluş sebebimiz olan Allah’a kulluk doğrultusunda nasıl şekillendireceğimizi O’ndan öğrenmişizdir. Ancak sünnete sarılmak ve ondan ayrılmamaya çalışmak suretiyle müslüman kimliğimizi koruyabilir, ibadetlerimizi rızaya uygun şekilde ifa edebiliriz.
Önemli bir konu da hayvanları Allah’ın adını anarak kesmemizdir. Enam Suresi 121. ayette şöyle bildirilmiştir: “(Kesilirken) üzerine Allah’ın ismi (kasten) anılmayan (Besmele çekilmeyen) şeylerden yemeyin. Çünkü o(nu yemek) kesinlikle (Allah’a) itaatsizliktir. Hakikaten şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına fısıldar (telkinde bulunur)lar. Eğer onlara (gönüllü) itaat ederseniz, elbette siz de (Allah’a) ortak koşanlardan olursunuz.”
Kurbanı İncitme
Kurban ibadetinin özünde merhamet vardır. Şefkat ve merhamet timsali Peygamber Efendimiz (sav) bütün canlılara olduğu gibi kurbanlık hayvanlara da eziyet etmeden, kesimin her aşamasında ibadet bilinciyle hareket etmemizi tavsiye etmiştir.
Şeddâd b. Evs (ra) diyor ki: “Ben iki şeyi Rasûlullah’tan belledim. O şöyle buyurdu: ‘Allah her işi güzel yapmayı istemiştir. Şu hâlde siz (meşru bir sebeple) öldürürken de, (işkence etmeden) güzelce öldürün. Bir hayvanı kestiğinizde de kesimini güzel yapın. (Biriniz hayvan keseceği zaman) bıçağını bilesin ve kestiği hayvanı rahatlatsın!”4
Allah Rasûlü (sav), koyun kesen birini görmüştü. Adam, kesmek üzere koyunu yere yatırdıktan sonra bıçağını bilemeye çalışıyordu. Bu katı ve duygusuz davranış karşısında, Rasûl-i Ekrem (sav) Efendimiz şu îkazda bulundu: “–Hayvanı defalarca mı öldürmek istiyorsun? Bıçağını, onu yere yatırmadan önce bilesen olmaz mıydı?”5
Kurbanı incitmeden, merhamet ve şefkatle kesmek, ibadetin ruhuna uygun davranmaktır.
Gönülleri İncitme
Bir diğer husus da kurbanı kestikten sonra ne yapılacağı konusudur. Önceki ümmetlerin sunağa bırakmak, yakmak gibi uygulamaları varken, biz Ümmeti Muhammed’e kurbanın etinden faydalanma izni verilmiştir.
Müstehap olan, kurbanı üçe taksim edip bir kısmını evde yemek, bir kısmını eşe dosta ikrâm etmek, bir kısmını da fukaraya dağıtmaktır.6
Hadisi Şerif kaynaklı bu paylaştırmadan anlaşılacağı üzere kurbanımızda “hak sahibi” olan kişileri de gözetmemiz gerekmektedir. Bu nimetleri veren Yüce Allah’a şükretmek, “hak sahipleri” ile en güzel şekilde, onların gönüllerini incitmeden kurban etlerini paylaşabilmek, yapılan ibadetten umduğumuz yakınlığa ulaşmamız açısından çok önem taşır.
Ayrıca kurbanın derisini, etini ve sakatatlarını satamayacağımızı bilerek, sadece hayra sebep olacak şekilde değerlendirilmesi konusunda azami dikkat etmeliyiz.
Sonuç
Kurban, sadece bir kesim değildir. O, niyetimizi sınayan bir samimiyet imtihanıdır. O, İbrahim ve İsmail’in hatırlattığı teslimiyetin adıdır. O, sünnete bağlılığın, merhametin ve paylaşmanın en güzel fırsatıdır.
Kurbanı incitmeden, niyetimizi incitmeden, gönülleri incitmeden yerine getirdiğimizde bu ibadet, Rabbimize yakınlaşmamız için güzel, anlamlı bir vesileye dönüşür.
- İbn-i Mâce, Edâhî, 2; Ahmed, II, 321
- El- Hidaye
- Müslim, Edâhî, 43-45; Nesâî, Dahâyâ, 34
- Müslim, Sayd, 57; Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 10-11)
- Hâkim, IV, 257, 260/7570
- Ebû Dâvud, Edâhî, 9-10/2813



