Milyonlar Tek Ses Olunca: Hac Şehrinde Kurban
Kurban Bayramı’nı Suudi Arabistanda yaşamak başlı başına farklı bir deneyim. Birbirinden ayrılmaz olan kurban ve hac ibadeti aynı topraklarda buluşunca, Cidde’de yaşayanlar için kurban ibadeti bireysel olmaktan öte milyonların ortak eylemine dönüşüyor. Cidde, Mekke bölgesinde yer alıyor ve bu sebeple haccın vecibeleri açısından “Mekke ehli” hükmünde sayılıyoruz. Bu durum hem çok heyecan verici hem de büyük bir sorumluluk gibi geliyor. Biz birkaç yıldır burada yaşıyoruz ve bu bilinci idrak etmeye çalışıyoruz. Özellikle burada doğup büyüyen insanlarda ise Ramazan ve hac gibi dönemlerde “ev sahibi” olmanın verdiği hassasiyeti daha belirgin olarak gözlemliyoruz.
Bayramdan birkaç gün önce Cidde’de dolaşırken bile bu ruhu hissedebiliyorsunuz. Alışveriş merkezlerinde, çarşılarda, kafelerde, taksilerde, insanların özel araçlarının içinde… Kısacası her yerden tekbirler yükseliyor. Şehir yavaş yavaş ortak bir ritme giriyor, sanki herkes tek nefes oluyor. Bayram sabahı bu his doruk noktasına ulaşıyor. Camilerden sokağa usul usul taşan tekbirlerle şehir âdeta tek bir ses oluyor. İşte tam da bu atmosferin içinde kurban ibadetinin nasıl organize edildiğini gözlemlemek ve üzerine düşünmek de çok anlamlı oluyor.
Her yıl milyonlarca hacı adayı Mekke’ye geliyor ve haccın vecibelerinden biri olarak kurbanları da orada kesiliyor. Suudi Arabistan’da, özellikle Mekke bölgesinde yaşayan halkın kestiği kurbanları da düşünüldüğünde çok kısa bir zaman diliminde, çok yoğun bir bölgede, büyük bir kurban organizasyonu gerçekleştirilmesi gerekiyor. Bir zamanlar daha bireysel ve dağınık şekilde yürüyen bu süreç, bugün son derece sistemli bir çalışmayla gerçekleştiriliyor. Bu organizasyonun merkezinde, 1983’te hayata geçirilen kurumsal bir sistem var. Hacılar ve yerel halk kurbanlarını bizzat kesmek yerine bu sisteme vekâlet vererek sürece dâhil olabiliyor. İşleyişi oldukça net ve sistematik: Kurban bedelini ödüyorsunuz; belirlenen günlerde sisteme dâhil edilen hayvanlar uzman ekipler tarafından hijyenik koşullarda kesiliyor ve etler işlenerek ihtiyaç sahiplerine dağıtılıyor. Arka planda çeşitli ulusal ve uluslararası resmî kurumların çalışanları, veterinerler, teknik ekipler ve lojistik uzmanlarından oluşan büyük bir ekiple ciddi bir organizasyon gerçekleştiriliyor.
Kesilen kurbanların etlerinin bir kısmı Harem-i Şerif çevresindeki ihtiyaç sahiplerine dağıtılıyor. Kalan etler ise 27’den fazla ülkeye gönderiliyor. Bu ülkeler arasında Lübnan, Suriye, Irak, Azerbaycan, Sierra Leone, Liberya, Gana, Moritanya, Burkina Faso, Mali, Nijer, Gambiya, Gine, Senegal, Mozambik, Komorlar, Tanzanya, Pakistan, Çad, Sudan, Cibuti, Ürdün, Filistin ve Bangladeş yer alıyor. Dağıtım, bu kurban organizasyonu tarafından onaylanan temsilciler aracılığıyla, farklı ülkelerdeki büyükelçiliklerle iş birliği içinde yürütülüyor.
Eskiden hacılar ya kurbanını bizzat keser ya da birine vekâlet verip “kesildi” haberini uzun süre beklermiş. Bugün ise tablo tamamen değişmiş, koordineli ve kolektif bir eyleme dönüşmüş durumda. Biz Türkiye’de bu sisteme âşinâ olsak da, söz konusu milyonlarca kurban olduğu için bu koordinasyonun oldukça zor olduğunu kabul etmek lazım. Bu kapsamda her şey zamanlanmış, süreçler otomatikleşmiş, tesisler bir dağıtım merkezi gibi planlanmış hâlde. Bu ölçekte bir kurban organizasyonunu kısa sürede, sağlıklı ve israf olmadan yönetmek sanırım başka türlü mümkün olmazdı. Milyonlarca hayvanın çok kısa sürede kesilmesi, hijyen ve sağlık standartlarının gözetilmesi, etlerin israf edilmeden ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması ve tüm bunların hac ibadetinin diğer aşamalarını sekteye uğratmadan yürütülmesi bu düzeyde sistematik bir operasyonu gerekli kılıyor.
Bu bölgede kurban organizasyonuyla ilginç bir dengenin söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Bir yanda yüzyıllardır süregelen bir ibadet, diğer yanda modern altyapı ve profesyonel yönetimin iç içe geçtiği bir süreç. Bize bu döneme dair hatıra kalan; sokaklara yayılan tekbirlere eşlik etmek, bayram sabahının kendine özgü ruhunu solumak ve milyonlarca kurbanın organize bir şekilde kesilip nasibi olanlara ulaşmasını tefekkür etmek… Dünya ölçeğinde düşündüğümüzde de, aynı tarihlerde, aynı anda, binlerce farklı noktada benzer bir çaba içinde milyarlarca Müslümanın karınca gibi çalışıyor olduğunu bilmek… Bu ibadetin içinde olmak ve bir bütünün parçası olduğumuzu hissetmek ne büyük bir aidiyet, ne büyük bir şükür sebebi.





